3 Ocak 2015 Cumartesi

yirmidokuz



Hiç uzatmadan konuya gireceğim: Yeni yıla evde, ailemle, kucağımda laptopla ve göbeğimi kaşıyarak girdim. Temiz. Bilerek ve isteyerek. Evden dışarı çıkmak şöyle dursun, kafamı pencereden çıkarasım gelmiyor. Mümkünse milyorlarca yastığım, pofuduk yorganım ve yumuş yumuş pijamalarımla yatağımdan çıkmayayım. Tuvalet, yemek vs ihtiyaç durumları hariçasjdkfsk. Ayrıca 2015 ne ya? Birileri şu zamanı durdursun artık. Harika bir yıl filan da değildi. Ayıp olmayacaksa 2015’e kafam girsin, ben girmeyeyim çocuklar. :(






 

yirmisekiz



Hellö.

1 ve 3 yaşımdan sonra ilk kez uçağa bindim. Gülmeyin. 1 ve 3 yaşımdan pek birşey hatırlamadığımı varsayarsak, ilk binişim de diyebiliriz. Hem de tek başıma. Minik bir İzmir turu yapmaya heveslenmiştim. Tahmin edin ne oldu? Hergün güneşli ve tek bir bulut olmayan hava durumu ben İzmir’e gittiğim gün yağmurluydu. Dolayısıyla işim bitince kordonda kızlara laf atmak yerine paşa paşa havaalanına dönerek dönüş uçağımı bekledim. Olsundu. Uzun süredir istediğim gibi kahve-kitap ikilisini yaşayamamıştım. Şanslı olduğum nadir anlardan birine tanıklık ederek güzel bir kahveci buldum ve orada takıldım çocuklar. Gündüz uçmak mı gece uçmak mı daha mükemmel karar veremedim ama pencere kenarı koltuklarda oturmadan uçmanın tam bir şanssızlık olduğuna hiç şüphem yok. Hele ki benim gibi bulut, gökyüzü, uzay, galaksi, hebele hübele manyağıysanız. 

*Akşam bir şehir merkezi üzerinden uçmak, uzaklarda dev bir yılbaşı ağacı görmek gibi.

21 Aralık 2014 Pazar

yirmiyedi

"Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.
Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışardaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşlanıyordum.
Hayatımdaki tek iyi şey artık anaokuluna gitmek zorunda olmayışımdı. Zarardan kâr. Uzun süre annem ile babama anaokulunun bana göre bir yer olmadığını anlatmaya çalışmıştım aslında. Bütün rasyonel dayanaklarıyla. Hiçbir işe yaramamıştı maalesef. İlla ki uykumda kan ter içinde tepinmek, servis minübüsü kapıya geldiğinde küçük çaplı bir sinir krizi geçirmek gibi yöntemlere başvurmam gerekecekti derdimi anlamaları için. Kepazelik. İnsanı kendinden utandırıyorlardı."

yirmialtı

15 Aralık 2014 Pazartesi

yirmibeş



Beynimin akıp gittiği, mikrop dolu bir pazartesiden merhaba.

Trafiği ayrı dert, sendromu ayrı dert olduğu yetmiyormuş gibi bir de hasta olduğum bir pazartesi yaşıyorum. Yine. Az önce pazartesi yazacakken yanlışlıkla bazartesi yazdım ve aklıma “Artiz ne arar la bazarda?” diyen amca geldi. Hemen ardından da çocukla sucuğu karıştıran adam. Gözlerimden alevler fışkırıyor. Ateşim var. Kendimi bir alev topu gibi hissediyorum. Yarın yine erkenden uyanıp yollara düşmek sucks. 

İnsanlar ne kadar kolay gelecek planları yapıyor. Ben maksimum 3 saat sonrasını planlayabiliyorum. Üşendiğimden mi çekindiğimden mi bilinmez. Ama geleceği planlamak yerine geçmişi planlayıp bazı şeyleri değiştirebilmek için böbreklerimi verebilirdim. Şaka tabii ki. Beynimin sinüslerime doğru ilerleyip bir kutu mendille haşır neşir olmasına verin. Yine de geçmişte bir iki şeyi değiştirebilsek ne iyi olurdu.

14 Aralık 2014 Pazar

yirmidört



Herkes bir an önce Ankara’dan kaçma, başka şehirlere yerleşme hayalleri kuruyor. Ben hariç. Burada hayatım koca bir fanustan ibaretmiş de ben bu fanustan çıkarsam boğulacak, nefes alamayacakmışım gibi. Hayır, bunun 20 senedir aynı evde oturmamla alakası yok. Bilkent’i, Tunus’u, Bestekar’ı hatta sidik kokan Karanfil Sokağı bile özlemekten nefes darlığı çekecek, migrenlerden migren beğenecekmişim gibi bir his var içimde.

2 Aralık 2014 Salı

yirmiüç

Tanrı varsa kesin beni seviyor. Yoksa bunlarla aynı evrende yaşıyor olmamın başka bir açıklaması olamaz!!