13 Ekim 2014 Pazartesi

onbeş

Merhaba,
Ben işe başladım.Yeni işim tüm vücudumda mükemmel bir soguk algınlığı ile karşılandı. 
Koca bir haftasonunu yatağımda yatarak, arta kalan zamanlarda da bir avuç ilaç ve bir kutu mendil ile büyük bir samimiyet içinde geçirdiğime göre yapılacak en aksiyon dolu şey tabi ki de saçmalıkta sınırları zorlayacak rüyalar görmekti çocuklar. HERE COMES VAHŞİ BİLİNÇALTIM. Hemen anlatayım, olaylar şöyle gelişti: "Meh meh sonunda çubuk geldi, en sola çakayım!!", "Şu z'yi T'nin yanına koyayım!!" nidalarıyla gaza gelmiş bir şekilde heyecanlı heyecanlı tetris oynarken bir anda kendimi odamdaki eşyaların yerini değiştirirken buluyorum. İçime bir rahatlama geliyor adeta. "Oyş ne iyi düşündüm." diyorum. Sonra bir anda silahlı çatışma başlıyor. Tam bir aksiyon filmi sahnesi yaşıyorum çocuklar. Karşı taraf ellerinde kocaman kalaşnikoflar olan tavşan adamlar. :(
Bu da temsili ben, kafamda milyorlarca şey....


12 Ekim 2014 Pazar

ondört



-Ev kızı olma durumu overrrated. Bu halden hiç bıkmayacakmışım gibi geliyor. Tek sorun para kazanmıyor olmak. Hunharca pastalar, kurabiyeler yapasım var. Okulumla ilgili bir işte çalışmaktansa cafe-restoran açma hayali daha kusursuz bir hayal gibi geliyor.

-Mimoza çiçeğim gün geçtikçe büyüyor. Ama havaların bozulması büyümesini biraz geciktirecek gibi duruyor. Çiçek açsa keşke artık. <3



 -Keşke piyano çalabilsem. Ya da çello. Hayat daha çekilir olabilirdi sanırım o zaman.


6 Ekim 2014 Pazartesi

onüç

Bugün Six Feet Under'lı çiziktireceğim. Evet. Son zamanlarda en sevdiğim aktivite Six Feet Under izlemek. David Keith ile ya da başkasıyla atıştığında "Ay dur üzülme, kıymetini anlayacak o senin yoksa kendi kaybeder yanii .s .s" diye avutasım, Nate'in sırtına "Seni çakaal. ;)))" diye pat pat vurasım, Claire'le beraber ergenlik yapasım, Ruth'u da sürekli bir gıdıklayasım var. Hepsi öyle bir şeker, öyle bir şapşirik geliyor ki anlatamam. Dizi çoğu zaman çok durağan ilerlemesine rağmen bıktırmadan mutlu mesut özletiyor kendini. Bir Lisa'yı ve sürekli boğazlanırmış gibi konuşmasını sevemedim gitti. Bir deee 3. sezon 1. bölümden itibaren bir haller oldu ki sormayın gitsin. Hala algılamaya çalışıyorum. Ama birşey çıkacak bundan. Allaaağm! Spoiler konusunda çok hassas bir insan olduğum için fazla detaya girmeden ve isim vermeden yazmak istiyorum. Ama öyle de dedikodu yapılmıyor çocuklar. Hayat çok zor. Bu aralar mottom bu. Neyse, as a result, daha önce izlemediğim için çok pişmanım çocuklar. Özellikle psikolojik çözümlemeler filan çoğoş bence. Ayrıca bu kez kaşınıp spoiler yemeyeceğim. Akıllandım yani. Meh meh.

*Ne zaman mezarlığa gitsem, gördüğüm her mezar taşı üstüne bakıp kaç yaşında öldüklerini hesaplarım. Sfu izlerken de her bölüm başında ölenlerin doğum ve ölüm yıllarından hemen öldükleri yaşı hesaplıyorum. Her seferinde ortada hiç birşey yokken değişik değişik şekillerde ölen insanları gördükçe ben de her an ölebilirmişim gibi geliyor. Bir çeşit içsellestirme ya da empati duygusu yaşıyor olabilirim yani. Ama sonra geçiyor. 

4 Ekim 2014 Cumartesi

oniki

6 senelik teyzeliğimi ifşa ediyorum. Bugün günboyu mikado ile zıkkımcılık -zıpkıncılık- oynadık.

30 Eylül 2014 Salı

onbir

Şu an öyle bir noktadayım ki vereceğim en ufak bir karar bile hayatımı çok büyük ölçüde şekillendirecekmiş gibi geliyor. Kendimi Mr. Nobody'deki Nemo gibi hissediyorum adeta. O paralel evren senin, bu paralel evren benim.. Peki ben napıyorum bu durumda? TABİİ Kİ HİÇ BİRŞEY çocuklar. Deve kuşu gibi kafamı toprağa gömmek ve kaçmak istiyorum. Ya da ben şöyle temizinden bir astral seyahate çıkayım. Biraz güzel müzik, kitaplarım, samanyolu, kalem bulutsusu, satürn filan biz takılırken siz buraları bir toparlayın. Birileri benim yerime en doğru kararları versin. Ama hayatım çok değişmesin. Bir yandan monoton yaşamdan nefret ederken bir yandan eylemsizlik aşığı bir insan olmam çok garip. Evcimen olmamla bir alakası olmalı bunun. Bir şekilde. Bir yerlerde.



16 Eylül 2014 Salı

dokuz



Uzunca bir süredir gözüme kestirmiştim ve William S. Burroughs ve Jack Kerouac’ın beraber yazdığı “ve hipopotamlar tanklarında haşlandılar”ı. Sonra, geçen sene okuldaki kitap fuarında indirimde görünce dayanamayıp almıştım. Çünkü ben ilginç kitapları çok severim. Bu kitabın ismi çok ilginçti. Bir de yeni basım kapağı çok tatlıştı. Kitabı alıp okumaya başlamamda bunların etkisi büyük, evet. Ama kült bir kitap olduğu gerçeği kadar değil. Kitabın ortaya çıkış hikayesi de çok ilgimi çekmişti açıkçası. YAZININ BURADAN SONRAKİ KISMI SPOILER İÇERMEMEKTEDİR. Çünkü arka kapağından okuduğum kısmından size bahsedeceğim. Bir grup arkadaş var ve bu gruptaki en az iki kişiyi ilgilendiren bir cinayet işleniyor. Daha sonra bu gruptan başka iki kişi bu cinayeti bildirmek yerine,  hikayesini romanlaştırmaya karar veriyor. Üstelik bu olaylar gerçek hayattan uyarlanmış. Hatta yazarlar, kitapları ortaya çıkınca, cinayeti polise bildirmemekten içeri giriyorlar sanırım. Sanırım diyorum çünkü kitabı henüz bitirmedim ve hakkında pek araştırma yapmadım. Aslında isminin nereden geldiğini merak edip biraz internette kurcuklamıştım. Kurcuklamaz olaydım………… Çünkü spoiler yedim. Bu kadar spoiler da şimdilik bana yetti, daha fazlasını kaldıramayacağım. Bir insan neden okumaya başladığı kitabı bitirmeden önce kitabı internette aratır? Zamanında Sherlock’un 4.sezonunun ilk bölümü yeni çıktığında da aynı şey olmuştu. O zamanlar benim final dönemimdi ve finalleri bitirmeden yeni bölümleri izlememeye karar vermiştim. Birkaç gün sonra Radikal’de Sherlock’la ilgili haber görmüştüm. Spoiler yeme korkusuyla, haberin sadece giriş kısmını okuyup bırakacaktım. Hani şu başlığın hemen altında biraz daha büyük puntoyla yazılmış kısım. Hani şu konuya sadece giriş yapması gereken, ama sonuca bağlamaması gereken kısım………….O iki cümlede yediğim spoiler kadar beni üzen bir spoiler olmamıştı. O kadar da temkinli yaklaşmama rağmen. Finalleri bitirince çatır çatır izlemiştik gerçi. WHATEVER. Kitabın ismi, yazarlar kitabı yazdığı bir sırada açık olan radyodan duydukları bir yayınla alakalıymış. Bir sirkte bir yangın çıkmış ve spiker haberi anlatırken “..ve hipopotamlar tanklarında haşlandılar.” demiş. İnterneti kurcuklamak yerine 5 sayfa beklesem zaten kendim okuyacakmışım, teşekkürler.